Tapınak Şövalyeleri Örgütü nerede faaliyet gösteriyor. Ekşi Sözlük’te büyük sır ortaya çıktı

Tarihin en gizemli konularından birisi olan Tapınak Şövalyeleri’nin ne olduğu, ortaya çıkış ve tarihten silinmesi aslında kuruluş amaçlarının ne olduğu, nerede faaliyet gösterdikleri ve halen devam edip etmedikleri Ekşi Sözlük’te gündem oldu.

Sözlükte yer alan bilgilere göre Tapınak Şövalyeleri 1. Haçlı seferinden sonra kurulmuş ve amaçları Hristiyanların Hac ibadetini yerine getirmek için ziyaret ettikleri Kudüs’te onları korumak olmuştur.

Sözlükte yer alan bilgiler ise şu şekilde:

TAPINAK ŞÖVALYELERİ KİMDİR?

Olasılıkla Hugues ile gelen ilk sekiz kişi, haçlı seferinin gizemine kapılmış idealistlerdir fakat onların ardından, çok daha geniş kapsamlı bir organizasyonun üyeleri olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Basit bir şekilde ifade etmemiz gerekirse 12. yüzyıldaki yeni Kudüs krallığı, yakın tarihimiz itibariyle 19. ve 20. yüzyılların Amerika’sının simgelediği değerlerin bir karşılığıydı diyebiliriz.

Mevzu bahis dönemde insanlar servet yapmak için Amerika’ya gitmektedir ve 12. yüzyılda Kudüs krallığı için de aynı koşullar pekâlâ geçerlidir ülkelerinde parlak bir geleceği olmayanlar hatta suçlular; yeni yerler görmek, maceraya atılmak, dövüşmek ve en önemlisi günahlarının affedilmesi için Kudüs’e gelip tapınak Şövalyeleri’ne katılabilmektedir.

Ezcümle tabiri caizse “Bir zamanlar mensubu oldukları toplumlardan dışlanmışların” oluşturduğu bir lejyondur tapınak şövalyeleri.

Tabi ki içlerinde yüksek idealleri olan, erdemli kimseler de yok değildir lakin o dönemde özellikle Müslüman topraklarının ortasında yeni kurulmuş Hristiyan bir devlet için önemli ve öncelikli olan nitelik değil, niceliktir.

NASIL KURULDU VE NASIL YAŞAMLARI VAR?

kuruluşunun akabinde kısa bir zaman zarfı içerisinde büyük güç kazanan tapınak Şövalyeleri’nin örgütleyicisi ve bayraktarı ise Aziz Bernard ‘dır.

Dönemin ruhuyla paralellik gösterecek şekilde hayli mutaassıp hüviyete sahip bir din adamı olan Bernard, 1128’de Troyes’da bu yeni oluşumun nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğine dair bir konsül toplar ve konsülden birkaç yıl sonra ise Tapınakçılar için 72 maddelik bir yasa metni hazırlar.

Söz konusu metni incelediğimizde karşımıza; Basit ve çilekeş bir hayat idame ettirmesi istenen savaşçı bir rahip profili çıkar.

Beyaz, sade ve kürksüz bir harmani giyen, uyuyacağı vakitlerde ise don gömlek yatan her şövalyeye yukarıda saydıklarımıza ek olarak, kendisine zimmetli olacak şekilde bir şilte, çarşaf ve battaniye verilmektedir.

Ayrıca her iki kişiye yemek esnasında beraber kullanması için yalnızca bir çanak verilir ve yemeğin kesin bir sessizlik ve derin bir huşu içerisinde yenilmesi istenir.

Tarikatın yapılanması ise başta bir üstat olacak şekilde şövalyeler, seyisler, uşaklar ve hizmetçiler şeklinde ast-üst ilişkisi içerisinde düzenlenmiştir.

Tapınak Şövalyeleri’nin mührü ise, biri öbürünün arkasında, aynı ata binmiş iki kişi olarak resmedilmiştir.

Bu simgelemedeki amaç hem yoksulluğa işaret etmek hem de şövalyelerin rahip ve asker olarak ikili hüviyetine dikkat çekmektir.

Bütün bunların yanı sıra şövalyelerden nadiren yıkanmaları, saçlarını kısa kesmeleri ve sakalları ile saçlarını nadiren taramaları talep edilmektedir.

Pek çok hastalığa davet çıkaran ve hijyen kuralları ile taban tabana zıt haldeki bu uygulama aslında orta çağda yaşayan bir keşişin tipik özelliklerini yansıtan bedenin aşağılanma ilkesinin bir yansımasıdır ve bu düzenleme Bernard’ın, tarikatın sahip olmasını istediği hüviyeti göstermesi açısından önemlidir.

FAKİRLİK DİYE YOLA ÇIKIP DÜNYA ZENGİNİ OLDULAR

Yukarıda bahsini geçirdiklerimiz, Aziz Bernard tarafından belirlenen ve şövalyelerin davranış biçimlerini çerçeveleyen maddelerin içeriğidir ancak realitede olayların gelişimi çok daha farklı olur ve ilk andan itibaren Avrupa’nın muhtelif kişi ve kurumlarından tarikata muazzam ölçekte bağışlar gelmeye başlar.

Ahvalin bu şekilde hasıl olmasında Bernard’ın papa 2. Innocent’in de desteğiyle Avrupa’da yaptığı müthiş propaganda çalışmasının katkısı büyüktür.

Tapınak şövalyeleri zaman içerisinde Avrupa’da askeri üsler kurmaya başlar.

Kastilya ve Aragon Kralı Alfonso, ülkesinde Santiago de Compostela bölgesini şövalyelere fief olarak bağışlar ve bununla da kalmayıp eğer varis bırakmadan ölecek olursa “krallığını” da Tapınak Şövalyeleri’nin yönetimine bırakacağını ilan eder.

Portekiz kralının da Alfonso’dan aşağı kalır yanı yoktur.

O da tarikata ülkesindeki Coimbra bölgesini bağışlar. bu saydıklarımız ise bağışların sadece bir bölümüdür. 13. yüzyılda kıta avrupası’ndaki hemen hemen her ülkede ve ingiltere’de tarikatın askeri bir üssü bulunmaktadır.

Şövalyeler, askeri faaliyetleri esnasında ele geçirdikleri tüm savaş ganimetlerini ve taşınmazlarını ellerinde tutabilmekte ve konuya dair ne herhangi bir krala, ne bir piskoposa, ne de Kudüs patriğine hesap vermektedirler.

Aynı zamanda vergi ödemekten de muaf olan tarikat, üstüne üstlük bir de denetimleri altındaki topraklarda vergi salma hakkına (vergi toplama) sahiptir.

Papalık’ın Orta Çağ Avrupası’ndaki gücü ve ilk haçlı seferleri’ndeki başarılar, tapınakçıların bu imtiyazları elde etmesine olanak sağlamıştır.

Velhasıl neredeyse 200 yıl boyunca kimsenin burnunu sokamadığı ve hiç açık vermeyen bir şirket hüviyetindedir tapınak şövalyeleri.

Örneğin çek hesabını, florasanlı bankerlerden önce onlar icat etmişlerdir.

Bütün bunların ışığında hükümdarların neden onlara kötü gözle baktığını pekala anlayabiliyoruz.

NASIL DAĞILDILAR VE NEREDE FAALİYET GÖSTERİYORLAR?

Askeri olarak ise şövalyelerin, savaş alanlarında geçirilen zaman ve kazanılan deneyim ile beraber seçkin ve yetkin bir grup haline geldiklerini rahatlıkla ifade edebiliriz.

Sancaklarının renkleri, siyah ile beyazdır ve bu renkler; İsa’nın dostlarına karşı içlerinin tertemiz, düşmanlarına karşı ise aman vermediklerini simgeler.

Popüler kültürün yansıttığının aksine tarikatın, Müslüman gruplar ile iyi ilişkileri olduğunu ise tarihi vesikalardan öğrenebiliyoruz.

Germanik kökenli ve barbar insanlar olmalarına rağmen şövalyeler, zaman içerisinde doğu medeniyetinin ilminden ve hoşgörüsünden nasiplerini alırlar.

Bilhassa batini gruplar (bkz: haşhaşiler) ile temas halinde olduklarını ve Ezoterizm ile yakından ilgilendiklerini ise zaman içerisinde geliştirmeye başladıkları ritüellerden ve ön plana çıkarmaya başladıkları mistik unsurlardan gözlemleyebilmekteyiz.

14. yüzyılın başlarına kadar faaliyetlerini sürdürmeye devam eden tarikat, daha sonra on üçüncü ya da kara cuma adıyla da anılacak olan ve popüler kültürde de kendisine müstesna bir yer edinen meşhur cuma gününde yani 13 ekim 1307’de fransa kralı yakışıklı philippe ‘in bütün tapınakçıları tutuklama emri çıkarması ile beraber dağılmış ve şövalyeler, farklı grup ile oluşumların bünyesinde varlıklarını bir şekilde devam ettirmişlerdir.

Zaman içerisinde dağılan tarikat ile alakalı çeşitli söylenceler türemiştir ve belki de bunlardan en yaygını, amount adlı bir tapınakçının öncülüğünde bir grup şövalyenin iskoçya’ya sığındığı ve bu grubun kilwinning’de bir duvarcı loncasına katıldığına dair olanıdır. efsaneye göre, şövalyeler burada süleyman tapınağı’nın gizlerini kuşaktan kuşağa aktarmaya devam etmişler ve duvarcı topluluklarıyla tarikatın öğretisini özdeşleştirmiştirler.

Binaenaleyh daha sonraları muhtelif kaynaklardan masonluğun kökenlerinin Tapınakçılar’ın iskoçya’ya kaçışında bulunduğuna dair pek çok iddia ortaya atılmıştır.

Konuya dair daha fazla bilgi edinmek isteyenlere Ernoul kroniği – haçlı seferleri tarihi, jean paul roux’dan dinlerin çarpışması, Thomas Asbridge’ten haçlı seferleri ve amin maalouf’dan arapların gözünden haçlı seferleri adlı eserleri tavsiye ediyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx